GEÇİP GİDEN ZAMAN
Geçip giden zaman herkes için aynı mı akar?
Her saat hepimiz için, her durumda aynı uzunlukta mı?
Hiç geçmeyen bir saatimiz olmadı mı bu hayatta?
Ya da ne olduğunu anlamadan çarçabuk geçen bir saatimiz...
Hastane önündeki hasta yakınına sorarsanız o geçen bir saat 10 saat gibi, bir türlü geçmek bilmemiştir. Arkadaşlar ile pikniğe giden bir gence sorduğumuzda da bir saat 2-3 dakika gibi çarçabuk hemen akıp gitmiştir.
Buna sebep olan zamanın kendisi midir?
Yoksa o zamanı yaşayan insan mı?
İnsanların yaşadığı duygular ile zamanın geçmesi arasında bir ilişki mi vardır?
Zamanın hızı kişiden kişiye değişebilir mi?
Baktığınızda o hiç geçmeyecek dediğimiz anlar bile geçip gitmemiş miydi?
Büyüklere ömürlerini nasıl geçirdikleri sorulduğunda derler ya,
“Çocukluğum daha dün gibi gözümün önünde “
“Çarçabuk geçti işte ne ara 70 olduk anlamadık ki”
Çocuklarına bakarlar ve
“Ne çabuk büyüdüler” derler.
“Hele torunlar ne arada oldu anlamadım bile”
Ömür ne kadar da yaşarsak yaşayalım hep çarçabuk geçmiyor mu?
Küçükken hepimiz bir an önce büyümek istedik. Büyümeye başladık, “aman şu okul bitse” derdine düştük. O okul bittiğinde ise bir sonraki aşama için uğraşmaya başladık.
“Şu okullar bitse de mesleğimizi elimize alsak!”
Peki, meslek sahibi olduğunda telaşe bitti mi? Hayır.
“İyi birisi ile evlensem de mutlu bir yuvam olsa”
Yuvayı kurunca bitti mi? Hayır Çocuklar ve onları yetiştirme telaşı başladı bu sefer.
“Okuyup adam olurlar inşallah “
“Ah şunlar bir evlense”
Bitti mi? Hayır
“Bir de torun göreyim dünya gözüyle”
Derken insan bir de bakar ki ömür bitmiş.
Kesin olan bir şey var ki, zaman akıp gidiyor. İnsanlar zamanı yakalamak için hep bir yerlere koşturuyorlar. Hep acele eden, bir yerlere yetişme telaşı olan insanlara rastlıyoruz etrafımızda. Belki biz de onlardan biriyiz.
Sabahın bir vaktinde kalkmış, iş yerine yetişmeye çalışan,
Çocuklarını okula bırakmak için koşturan,
Öğle aralarında bir an önce karnını doyurma telaşında olan,
Akşam olduğunda bir an önce eve gitme çabasında olanlarla dolu etraf. Zamanın geçip gitmesine engel olamasa da insan, onu yönetebilir.
Zaten asıl mesele de o değil mi? Zamanımızı nasıl değerlendireceğimizi seçmek!
Bunun için önce zamanın kıymetini anlamak ve kabul etmek gerekir.
Peki zaman bu kadar kıymetli ise biz bu zamanımızı nasıl geçiriyoruz?
Sonuçlar değil, 'sonrası’larla dolu hayatımızda nasıl seçimler yapıyoruz?
Sabah günü karşılama saatimiz ve şeklimiz o günkü iş durumumuza göre değişiyor.
İşe gideceksek bilmem kaçıncı kere çalan saati erteleyerek zorla kalkıyoruz.
İşe gitmeyeceksek, aynı saatte uyanmamıza rağmen keyif yapabiliyoruz yatakta.
Sonrasında yapılan bir kahvaltı!
O da yine o güne göre değişiyor değil mi?
Geç kalınınca pastaneden ya da simitçiden alınan simit veya poğaça ile yapılanla, evde sere serpe yapılan kahvaltı bir mi hiç?
Şöyle uzun uzun gazete okumak mazide kaldı. Şimdi gazetelerin yerini almış sosyal medyaya “2 dakika(!)” göz gezdirirken akıp giden zamanın farkına varınca telaşla hemen işimize koşturuyoruz.
İş yerinde geçirdiğimiz zamanları ne kadar verimli geçiriyoruz?
İşlerimizi bitirebiliyor muyuz?
Sıkıldıkça elimize aldığımız telefonla ne kadar vaktimizi harcıyoruz?
Bunlardan hiç bahsetmiyoruz bile. Yorgun argın eve geliyoruz. Evin hanımıysan, yemek hazırla çocuklarla ilgilen ve eşinle biraz zaman geçir. Sevdiğin dizinin bilmem kaçıncı bölümünü izle.
Evin erkeğiysen yemek ye, biraz çocuklarla biraz hanımla ilgilen. Azıcık maçlara ya da haberlere bak. Hoop hadi yatış saati.
Hemen her gün tekrar eden bir döngü.
Hani bugün biraz kitap okuyacaktık!
Yürüyüşlere başlamaya karar vermiştik!
Ne kadar zamandır düşündüğümüz kişisel gelişim kursu vardı! Ne oldu ona?
Peki ya ailecek yapmayı planladığımız aktiviteler?
Bunlara ne zaman vakit bulabilecektik?
Peki, ‘zamanı yakalamak’ mümkün mü?
Süper kahramanları hemen hepimiz biliriz. Zamanı geri alan ya da zamanı durduran, hızlandırıp ya da yavaşlatan kahramanlardı onlar. Bunları yapabildikleri için de isimleri süper kahraman oldu. Bizde bu süper kahraman özellikleri yoksa ki yok, bunu asla yapamayacağız demektir.
Ne zamanı geri alabilir ne de zamanı ileri sarabiliriz. Bu sebepten dolayı çok kıymetli değil mi zaten zaman?
Yakalayamadığımız için...
Hepimizin yapmak istedikleri var bu hayatta. Şöyle bir düşünürsek; Okulumuzda başarılı olmak,
İyi bir meslek edinmek,
Evimizin olması,
Arabamızın olması,
İyi insanlarla evlenmek,
Tatile gitmek,
Çocuklarımızın mürüvvetini görmek...
Bu liste uzar gider, bitmez.
Peki, bunları yapacak ne kadar zamanımız var?
1 yıl? 3 yıl? 5 yıl? 35 yıl?
Şimdi bu insan ne yapsın?
Ömrünü uzatmak için elinden geleni mi yapmalı?
Ölümsüzlük iksirini mi aramalı?
Yoksa hayatındaki hedeflerinden vazgeçip, hayat nereye sürüklerse oraya mı gitmeli?
Anı yaşayıp sonrasını boş mu vermeli?
“Bir daha gelmeyeceğiz bu hayata” deyip başıboş, nerede akşam orada sabah mı yaşamalı?
Ya da tüm bunların aksine, bu hayata bir daha gelmeyeceksek ve elimizde olan zaman da çar çabuk geçiyorsa kıymetini mi bilmeli?
Her anımız kalan ömrümüzün ilk anları.
Her yaşımız en güzel yaşımız.
Her anımız en kıymetli anımız. Üstelik hiçbir şey için geç değil. Hayat elimizden akıp gitmeden bir şeyler yapma zamanı gelmedi mi?
Erteleyerek büyüttüğümüz problemleri çözme zamanı şimdi değilse ne zaman?


