18 Kasım 2022 Cuma

 

 

İPEK YOLU KERVANLARI VE İLİŞKİLERİ

İpek yolu kervanları ve ilişkileri yüzyıllardır konuşulur. Hayat şartlarının zor olduğu ama aynı zamanda ilişkilerin ustalıkta olduğu bir dönem. Yeryüzünün
var oluşundan bu yana zaman zaman kıtlık ve bolluklar kendini göstermiştir. Gerçi kimileri şanslıydı. Kıtlık döneminde bile hayat şartları zorlaşmasına rağmen iyi ilişkiler kurduğu için mutluluğu eksilmiyordu.

Neden bu kadar önemli ilişkilerin ustalıkta olması?

Çünkü insan her zaman ihtiyacını karşılamak için ilişki kurmaya muhtaçtır. Bugün ne kadar önemliyse o dönemde de o kadar önemliydi. İlişkilerde usta olabilmek, hayatımızı, geleceğimizi ve yaşam şartlarımızı iyileştiren sihirli bir değnek gibidir. İşte ilişkilerin ustalıkta olduğu bir han.

Büyük taşların üst üstte dizilerek, balçıkla sağlamlaştırıldığı o eski han hemen ipek yolunun yanında yer alıyordu. Hanın bir bölümü ahır olarak atların bağlanabileceği şekilde tasarlanmıştı. Diğer yan bölümde ise misafir odası vardı. Misafir odasında üç yatak ve yatakların başında gaz lambaları vardı. Duvarları taşlardan oluşan hanın kapısı ve penceresi ceviz ağacından yapılmıştı. Özellikle kapı üzerinde bulunan elle işlenerek yapılmış desenler göze çarpıyordu. Bugün böyle bir antika kapı herhalde paha biçilmez değerdedir.

Gerçi o zamana ait olan neye paha biçilebilir ki!

· Taşına mı?

· Toprağına mı?

· İlişkilerine mi?

· Sebze meyvesine mi?

· Gelinine mi?

· Damadına mı?

· Hangisine paha biçilebilir ?

Ağaç kapısı ve penceresi, kumaştan kalın perdesi ile han gelen misafirlere kucak açıyor, temiz çarşafı, örtüsü, hasırdan seccadesi ile misafirleri memnun etmeye çalışıyordu. Bakır tas, bakır sürahi, kare tahtadan masa ve tahta sandalyeler. İç içe, küçük samimi bir ortam. 

Hanın üstünde geniş, çapraz kalasların arasına küçük taşlar koyularak örülmüş duvarları olan bir kat daha vardı. Hanın sahipleri bu katta iki göz oda ve şimdilerde salon denilen eskinin avlusu olan bölümde yaşıyorlardı. Han sahibi Deli Hasan’ın gelini, oğlu ve torunu bir odadaydı. Diğer oda da ona aitti. O, evin büyüğüydü. Hem baba, hem de dedeydi. 

Evlerindeki musluk, taşıma suyla doldurulan bir bidondu. Bahçenin köşesinde dağdan inen temiz suyun, yavaş yavaş biriktiği küçük bir depo vardı. Orada bulaşıklar yıkanıyordu. O suyun tazyiki yetmediği için hanın üst katına ulaşamıyordu. O kadar imkansızlığa rağmen ilişkilerinde güçlü bağları vardı. Duydukları haz farklıydı. Her gün ipek yolunu kullanan ve oradan geçen kervanlarla olan ilişkileri ustalıktaydı. Onlar daha söylemeden ihtiyaçları anlaşılır ve çözmek için çaba gösterilirdi.

O hanın yaşayanları arasında mutsuz, memnuniyetsiz, şikayetçi, isyankar biri vardı. Deli Hasan’ın oğlu Mustafa. Annesini erken yaşta kaybettiği için babaannesi tarafından büyütülmüştü. Şımarık, sözden anlamayan, olgunlaşamamış, hayırsız biriydi. Evlenirse olgunlaşır, sorumluluk alır diye evlenmişti ama beklendiği gibi olmadı. Mustafa çalışmaz, bir işe yaramazdı. Bazı dönemler uzun süre eve gelmezdi. Sorumsuz, kıymet bilmez biriydi. Sonunda karısı ve çocuğu babasının himayesinde yaşamaya başladı yani bu yöntem pek işe yaramamıştı.


Başkasının istediğini yapmak ne zaman işe yaramıştı ki?

Kayınpeder ve gelin her sabah erken vakitte kalkardı. İbadetlerini yaptıktan sonra günün ilk ışıkları ile bir iki saat bahçe işlerine, ahırın temizliğine geçer, hayvanların yemlerini verirlerdi. Bahçeden toplanan taze ürünlerle kahvaltı hazırlar, kahvaltılarını yapıp işlerine devam ederlerdi. 

Gelin, taş ocakta yemekleri hazırlardı. Onca yemek, yapılan hazırlıklar ipek yolundan geçecek olan kervanlar içindi. Uzun süre yolda olan kervanların yorgun yolcularının ihtiyacı da buydu. Onların gelişi evin bereketiydi. Han, ihtiyacı olan herkese açıktı. Karşılığı maddi olmayan bir hizmet verilirdi. Onlar dinlenirken, yorgun atları da dinleniyor ve yemleniyordu. Tüm misafirler yatılı kalamıyordu, çünkü han tek odalıydı. Bazıları gelip geçiyordu. “Allah ne verdiyse buyurun” diye serilen sofrada yolcular karınlarını doyuruyorlardı.

Bu hizmeti maddi bir karşılık için yapmıyor olsalar da imkanı olan kervanlar, memnuniyetlerine karşılık heybelerindeki değerli eşyalardan ikram bırakıyorlardı. Bazıları ipek, bazıları gümüş, bazıları altın yerine en içten dualarını. Böylesine muazzam bir ilişki vardı aralarında, tam ihtiyaca yönelik olan, ustalıkta bir ilişkiydi.

Herkes ihtiyacı olanı alıyordu. Han sahiplerinin yolculardan beklentileri yoktu ama onların da ihtiyaçları karşılanıyordu.

İnsan bu hayat da neyi verir de karşılığını alamaz?
Hangi iyiliğin karşılığı iyilik olmadı ki?

O han yıllarca kervanların ziyaret ettiği bir yer olarak devam etti. Deli Hasan torunu Ali’ye öyle bir miras bıraktı ki; hayatın sırrını, ilişkilerin stratejilerini veren bir miras. O han yıllarca o hizmet sayesinde büyüyüp, zenginleşti. Deli Hasan’ın geliniyle, torunuyla, çevresiyle ilişkileri  çok güzel, çok da ustalıktaydı. Bir tek oğlu ile o bağı kuramamıştı.

Deli Hasan onca malı mülkü ve sırları arkasında bırakarak vefat etti. Oğlu Mustafa babasının, eşinin ve oğlunun yıllarca uğraşarak bugüne getirdiği her şeyi hızla tüketti. Sonunda ellerinde bir tek o han kaldı. Ali ve annesi çoğu zaman yarı aç yarı tok kalırdı. Onca zenginliğin arkasından kıtlık uzun süre devam etti. Mustafa da bir süre sonra yakalandığı hastalıktan dolayı öldü. Anne, oğul yapayalnız kaldılar. Her şeye en baştan başladılar. Zaman içerisinde İpekyolu artık kullanılmayan bir ticaret yolu haline gelmişti. Eskisi gibi kervanları ve yolcusu yoktu. Anne oğul dededen öğrendikleri sırlarla sıfırdan başlayıp, hayata tutundular. Hasandan kalan tek şey “deli” lakabıydı. Yıllarca eski hanın sahiplerinin nesli deli Hasan oğulları diye anıldı.

Hayat bazen kıtlık bazen de bolluğun olduğu bir yerdir. Önemli olan ise kıtlıkta ve bollukta verdiğimiz doğru tepkilerdir. Her şeyi kaybettiği anda bile tekrar harekete geçmek için sebepler bulabilmektir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

    İPEK YOLU KERVANLARI VE İLİŞKİLERİ İpek yolu kervanları ve  ilişki leri yüzyıllardır konuşulur. Hayat şartlarının zor olduğu ama aynı za...